2017-10-04

İstanbul’un 5 Mimari Eseri ve Hikâyesi

Tarih boyunca dünyanın en önemli şehirlerinden biri olarak görülen İstanbul, bunu tarih kitaplarının yanı sıra birbirinden güzel yapılarıyla da kanıtlıyor. Bizi her adımda geçmiş ile buluşturan İstanbul’daki mimari yapılar, aynı zamanda tarihin özel hikâyelerini de barındırıyor. İstanbul’daki tarihi eserler arasında yer alan ve sadece mimarisiyle değil, hikâyeleriyle de kendine hayran bırakan İstanbul’un mimari eserlerinin tarihine yolculuk yapmaya ne dersiniz?

Galata Kulesi

Milattan sonra 528 yılında inşa edilen ve dünyanın en eski kulelerinden biri olarak bilinen Galata Kulesi, Bizans döneminde fener kulesi olarak yapılmış. İstanbul’u panoramik bir şekilde izleme imkânı veren kule, Osmanlı İmparatorluğu döneminde restore edilmiş ve yangın gözetleme kulesi olarak kullanılmış. Galata Kulesi’nin tarih sayfalarında yer alan en önemli hikâyelerinden biri ise Hezarfen Ahmed Çelebi’nin yaptığı kanat ile bu kuleden havalanıp Üsküdar Doğancılar Parkı’na iniş yapmış olması.

Kız Kulesi

Üsküdar’da, Roma İmparatorluğu döneminden bugüne kalmış tek tarihi eser olan Kız Kulesi; küçük bir adaya inşa edilmiş ve tarihi milattan önceki yıllara dayanan bir kule. Kim tarafından inşa ettirildiği net olarak bilinmeyen Kız Kulesi’nin inşa edilme amacının boğazdan geçen gemileri denetlemek olduğu düşünülüyor. Yani kulenin tarihi hakkında kesin bir bilgi olmasa da pek çok efsane bulunmaktadır. Bunlardan en bilineni ise şöyle: Dönemin kralına, bir kâhin tarafından kızının öleceği söylenince kral da kızını tehlikelerden korumak için Kız Kulesi’ni inşa ettirmiş ve kız bu kulede yaşamaya mecbur kalmış. Ancak kuleye gelen bir yemek sepetinin içerisinde bulunan yılan, prensesi öldürmüş. Yani tüm önlemlere rağmen kız, kaderinden kaçamamış. Osmanlı döneminde fener, sürgün yeri ve karantina bölgesi gibi çeşitli amaçlarla kullanılan Kız Kulesi, günümüzde restoran olarak hizmet veriyor ve tarih ile İstanbul manzarasını birleştirerek ziyaretçilerine eşsiz bir görüntü sunuyor.

Ayasofya

İstanbul’un önemli tarihi yapıları arasında yer alan Ayasofya’nın hikâyesi de en az kendi kadar özel. Üç kere aynı yerde inşa edilen Ayasofya, ilk olarak 4. yüzyılda Antik Çağ’dan kalma bir tapınağın üzerine kilise olarak yapılmış. Çıkan bir isyan sonrasında zarar gören ve 5. yüzyılda ikinci kez inşa edilen Ayasofya, 6. yüzyılda I. Jüstinyen’in daha görkemli bir yapı istemesi nedeniyle yıkılmış ve yeniden yapılmış. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesiyle camiye dönüştürülen Ayasofya, harap halinden kurtulması için restore edilmiş. İlk minaresi Fatih Sultan Mehmet, ikinci minaresi II. Bayezid zamanında dikilen Ayasofya’nın diğer iki minaresi ise II. Selim döneminde yapıyı sağlamlaştıran Mimar Sinan tarafından eklenmiş. Cumhuriyetin ilk yıllarında müzeye dönüştürülen Ayasofya, günümüzde de müze olarak ziyaretçileri ağırlıyor.

Süleymaniye Camii

1551-1558 yılları arasında inşa edilen ve İstanbul’un en önemli camileri arasında yer alan Süleymaniye Camii, Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle Mimar Sinan’a yaptırılmış. Mimar Sinan’ın “kalfalık eseri” olarak bilinen bu caminin, Sultan Süleyman’ın Balkan ve Avrupa zaferlerinin ardından, bir vurgu mahiyetinde yapıldığı biliniyor. Mimar Sinan’ın pek çok sırla donattığı bu caminin 4 adet minaresi bulunuyor. Bu minareler de Sultan Süleyman’ın, İstanbul’un fethinden sonraki 4. padişah olduğunu simgeliyor. Camide bulunan 10 şerefe ise Kanuni’nin 10. padişah olmasına vurgu yapıyor. Caminin muhteşem akustiğinin, yapının içerisine yerleştirilen boş küplerle sağlandığı da benzersizliğinin kanıtlarından biri. Ayrıca örümcek gibi böcekleri caminin dışarısında tutabilmek için ise yapının pek çok yerine kurutulmuş deve yumurtası da yerleştirilmiş.

Mihrimah Sultan Camileri

Süleyman’ın kızı olan Mihrimah Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan camilerin ilki Üsküdar sahilinde, ikincisi ise Edirnekapı’da bulunuyor. İki caminin de konumunun Mimar Sinan tarafından seçildiği rivayet ediliyor. Hatta efsaneye göre iki cami de Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan’a duyduğu aşkı yansıtıyor. Her yıl 21 Mart günü yani Mihrimah Sultan’ın doğum gününde Edirnekapı’da bulunan caminin minaresinin arkasından güneş batarken Üsküdar’daki caminin ardından ay doğduğu söyleniyor. Bu arada Mihrimah adının anlamının güneş ve ay olduğunu ve Mimar Sinan’ın aşkı hakkında yazılı bir kanıt bulunmadığını da belirtelim.

Bilgi Formu

İster satış ofislerimizde yüz yüze, ister dijital satış ofisimizde online olarak projelerimiz hakkında bilgi almak için formu doldurup bize dilediğiniz zaman ulaşabilirsiniz.